Hümanizm Aristotelesçilik ve Kuşkuculuk

Hümanizm; yeni insan ve hayat anlayışını ortaya çıkaran bir akımdır. Bir ölçüde kiliseye karşı çıkmış bir kavramdır. Amacı, her otorite karşısında insanı özgürleştirmektir. Nedeni de kilisenin insani bir köle olarak tasavvur etmesindendir. Kiliseye göre bu insan kral bile olsa Tanrı karşısında acizdir. Yani buradan çıkarılan sonuca göre kilisenin pasifleştirmiş olduğu insan olgusunu ona verilmesi gereken değerle açıklamaktadır. Bu yüzden de Rönesans döneminde insan, felsefi bir konu olarak görülmüş ve bu soruna çözümü ilkçağ felsefesinde aramışlardır. İlkçağ da insan sadece Tanrı’nın emirlerine boyun eğen bir varlık değil, aynı zamanda dünyada aktif bir canlı olarak da görülmüştür. Hümanistler fikri kaynaklarının bir kısmını Platon ve Aristodan almışlardır. İtalyan şair Petrarca, bu akımın ilk temsilcilerindendir. Ona ve bu akımı savunanlara göre insanın hayatındaki amacı mutlu olmaktır. Bu sebeple de insanların kendilerini her türlü olumsuzluktan uzak tutması gerektiğini böyle yaparak ruhlarının dinginleşeceğini savunurlar. Bu görüşlerine göre Stoacılarla benzer olarak sayılan Hümanistler, ölüm konusunda onlardan ayrılmaktadırlar. Onlara göre insan, öldüğünde Tanrı’ya kavuşacağının sevincini yaşamalı diyerek Hıristiyanların görüşünü benimserler.

Aristotelesçilik; ilk başta bu akımın neden rönesansta karşımıza çıktığına bakmalıyız. Çünkü Aristotelesçilik skolastik düşüncenin en önemli kaynağı olarak görülmektedir. Fakat Rönesans Aristoculuğunda buna karşı çıkılır, Hıristiyanların yani kilisenin Aristoyu kullandığı gerçek Aristo olmadığını söylerler. Bu dönemki Aristoculuk kiliseden bağımsız bir şekilde öğrenilmelidir. Onlara göre Aristo doğru ve gerçek bir şekilde öğrenildiğinde daha iyi olacaklarını düşünürler. Bunun temelinde bakıldığında İbn Rüşd karşımıza çıkmaktadır. Bunun nedeni de İbn Rüşd, doğu İslam dünyasındaki İbn Sina, Farabi gibi filozoflara karşı onların Aristoyu yanlış yorumladıklarını bu yüzden de gerçek İslam ı yansıtamadıklarını savunmuştur. Rönesans Aristoculuğu da bu yüzden St. Thomas’ın anlatmış olduğu Hıristiyanlığın yanlış olduğunu bunun için de İbn Rüşd ün Aristo şerhlerine göre bir Aristotelesçilik oluşturdukları görülmektedir.

Kuşkuculuk; savunucusu Montaigne’dir. Hatta Denemelerine “Ben ne biliyorum?” sorusunu sorarak başlar. O ilk çağın kuşkucularından olan Pyrrhon ve Empeirikos’dan etkilenerek kendi düşüncelerini geliştirmiştir. Ama antik çağdaki bu düşünürlere göre kuşku, bir şeyin kesin bilinebileceğinden kuşku duymak, yani ruhsal durumda olmayı anlatmaktaydı. Montaigne’ye göre ise kuşku, kesin hiçcbir doğrunun olduğuna inanmayıp bu doğruyu aramaktan da vazgeçilmemesi gerektiğini düşünmektedir. İnsanın ruh dinginliğine böyle bir tutumla varılabileceğini savunmuştur. Ona göre bu dinginliği şeylerin asli doğasına inme çabası bozabilmektedir. Bu sebepten de onun düşüncesinde ne bir kötümserlik ne de belli kesin bir davranış yoktur. O, insanların hayatı olduğu gibi kabul etmeleriyle mutlu olabileceklerini, bir şeyi kesin bir şekilde bilmenin mümkün olmadığını ve bu konuda çaba sarf etmenin gereksiz olduğunu savunmuştur.

You may also like...

Bir cevap yazın