David Hume’un Bilgi Teorisi

Bilgi teorisi; Empirist akımın temsilcilerindendir. Hume, olaylar arasındaki neden sonuç ilişkisini aklın algı alanından çıkarıp deney alanına sokmaktadır. Bilgi felsefesi problemini açıklamak için nedensellik sorunu ile bu konuyu ele almıştır. İnsan düşüncesinin betimlemek için bilimsel yöntemi kullanarak doğrulanmasının mümkün olmadığını savunarak idelerin kaynağı sorunundan yola çıkmanın uygun bir yol olduğunu düşünmüştür. Zihin içeriğimiz bize duyularımız ve deneyimlerimiz aracılığıyla verilmektedir. Zihnimizde bulunanların tümü, onun deyişiyle genel terim olarak algılardır. O algıları izlenim ve ideler olarak ayırmıştır. İzlenim dolaysız deneyim, ideler ise izlenimlerin düşünmedeki karşılığıdır. İzlenim ve düşünceler her zaman birbirine karşılık geldiğini idelerin kaynağının izlenimler olduğu savunmaktadır. İzlenimler biz onlara sahip olurken canlı ve açıktır; bu izlenimler üzerine düşünümde bulunduğumuz zaman onların idelerine sahip olmuş oluruz. Düşünceyi tikel olarak gördüğünden soyut düşüncenin gerçekte olmadığını savunur. Bir de töz kavramından bahseder. Ona göre töze karşılık gelen hiçbir izlenim yoktur. Töz sadece yalın düşüncelerden ibarettir. Berkeley in sadece maddesel tözü reddetmesinin yanında o tümüyle tözü reddetmiştir.

Nedensellik, bunun temelinde nedenler olarak adlandırılan şeylerin ortak özelliği bulunmamaktadır. Nedensellik sadece nesneler arasında türemiştir. Bilgiyi de bu şekilde açıklamaktadır. mevcut bir izlenimden canlı ve güçlü bir idenin türetilmesi nedensel bir çıkarım olup, söz konusu çıkarımda, zihin bir duyu izleniminden henüz gözlemlenmemiş bir sonuca geçer. Her şeyin bir nedeni olduğu görüşü sezgisel olarak kanıtlanamayacağı gibi kanıtlanabilir de değildir. Gözlem ve deneyimden kaynaklanır. Alışkanlık ya da inançtan kaynaklıdır.  Örnek olarak da buna havanın bulutlu olmasının görülmesiyle yağmur yağacağının anlaşılması verilebilir. Yani ilerde hava bulutlandığı bir alışkanlık olarak yağmurun yağacağı söylenebilir. Fakat ilerde bu farklı ortam ve zamanda gerçekleştiğinde durum kesin böyle olacak denemez. Sadece bir olasılıktan söz edilebilir.

Varlık felsefesi, Ona göre, konuyu metafiziksel bir tarzda, maddi töz problemi tarzında ele almanın ne imkânı ne de yararı vardır. Hume, fiziki dünyanın varoluşundan kuşku duymanın psikolojik olarak imkânsız olduğunu öne sürer. Yani hayatımızı idame ettirebilmek veya akıl yürütebilmek için doğru olduğunu varsaymak zorunda olduğumuz birtakım kabuller vardır; fiziki nesnelerin veya cisimlerin varolduğu kabulü, işte böyle bir kabuldür. Cismin sürekli varoluşundan, bu cismin ona ilişkin algımızdan önce, sonra ve algımız sırasında da varolmasını, ayrı varoluşundan ise onun zihin ve algıdan bağımsız olarak varolmasını anlayan Hume’a göre, bizi cisimlerin biz onları algılamadığımız zaman da zihnimizden bağımsız olarak varolduklarına inanmaya sevk eden üç şey vardır. Duyu, akıl ve imgelem. Duyular sürekli ve ayrı varoluşu kanıtlayamaz. Akıl da aynı duygular gibidir. İmgelemin fiziki cismin veya maddenin bağımsız ve sürekli varoluşuna inanmamızdaki payı nesnelerin benim algıma göre değişmez ve sabit olmasıdır. Arada kalan boşluğu imgelem ile doldururuz. cismin veya fiziki nesnelerin sürekli ve bağımsız varoluşuna beslenen inancı temellendiren Hume, aklın, maddenin varoluşunu ispatlama konusunda güçsüz olduğunu, maddenin sürekli ve bağımsız varoluşunun hiçbir şekilde kanıtlanamayacağını, bu konuda birtakım metafiziksel iddia ve argümanlar öne sürmenin anlamlı olmadığını savunmaktadır.

Etik anlayışı,  insan doğasının bili olarak görmektedir. İnsanın ahlak konusunda akıldan daha çok duyguyu önemsediğini savunur. Bunu da tutku kavramı ile açıklar. Bunu da doğrudan ve dolaylı şeklinde ayırır. Doğrudan tutkular haz ve acı kaynaklı, dolaylı tutkular keder, sevinç, korku, istek vs.gibidir. Fakat ona göre sadece haz ya da acıdan doğmayan tutkularda vardır, bunlar izlenim ve idelerden kaynaklanmaktadır. Sevgi, nefret, alçakgönüllülük gibi. Tutkuları izlenim ve ide ile açıklarken dolaysız olanı çağrışım ile açıklar. Empati şeklinde kısaca açıklayabiliriz bu durumu. Onun düşüncesinde fert ve toplum mutluluğu birbiri ile çatışmamaktadır. Çünkü o adaletin yararlılık ile kurulabileceğini söyler. İnsanlar hem kendi çıkarları hem de toplumun çıkarları adına duydukları kaygıdan dolayı eylemlerini yaparlar.

You may also like...

Bir cevap yazın