Anasayfa | Makaleler | Download | Videolar | Eğitim | Seçtiklerimiz | Haberler | Kitaplık | Resim Galeri | Hakkımda | İletişim | Üye Ol
Facebook Sayfalarımız
Makaleler
Seçtiklerimiz
Sözler/Özlü Sözler
Tavsiye Ettiklerimiz
Efendimiz ve Taif Hadisesi...

"Ey insanlar ben size Allah'ın kitabını getirdim" cümlesini sarfettiği andan itibaren Taifliler Efendimiz'i taşlamaya başlarlar. Bu taşlama hâli, Hz. Zeyd'in büyük imtihanlarından biri olur.

Sevgili Gönül Dostlarımız!

İnsanlığın tek kurtuluşu Peygamberimizin yaşam tarzını onlara aktarmakla mümkündür. Peygamberimizi hayatında yaşadığı bir taif seferi vardır ki bu sefer iyi anlaşılmalı, aslında beyinlerimize kazınmalı. Kazınmalı diyorum çünkü Allaha Rasülü’nün burada üzerine gelen taşlara gülle (dua) ile cevap vermesi akılların alacağı bir hadise değildir.
Önce bir hadiseye bakalım;

Efendimiz (sav) Taif’e Zeyd'i alarak gider. Taif’in giriş noktasına geldiğinde:

"Ey insanlar ben size Allah'ın kitabını getirdim" cümlesini sarfettiği andan itibaren Taifliler Efendimiz'i taşlamaya başlarlar. Bu taşlama hâli, Hz. Zeyd'in büyük imtihanlarından biri olur. Çünkü koca bir kentin, Efendimiz'i taşlamak üzere, azap vermek üzere yaptıkları o harekâtın karşısında Efendimiz'i koruyabilecek tek insan rolüne düşmüştü Hz. Zeyd. Hz. Zeyd hemen “yapmayın, bana vurun, Resûlüllah'ı ellemeyin, Resülüllah'a taş atmayın” çığlıkları ile Efendimiz'in önüne geçer” Bu esnada Zeyd tam yüz iki yara alır.

Efendimiz ve Zeyd Taif’den uzaklaşmak zorunda kalırlar. Uzaklaşırlar, bir bahçenin kenarında dururlar, dinlenmek için. Hz. Zeyd'in yaralarını sarmak için. Efendimiz de ayağından yaralanmıştır. Efendimiz'in yaralamasıyla zuhur eden hâdisede Hz. Zeyd'in her tarafından kan akıyordur, kıpkırmızı olmuştu elbiseleri. Bana ne oldu acaba, kafam mı çıktı, gözüm mü kör oldu? Diye düşünmek yok Zeyd’de. O Efendimiz'in ayağından aldığı iki tane yara için elbisesinin kansız kalan kısmından koparıp yaralarını sarmaya çalışıyor. Sevgi budur, Sevda budur işte, unutmayın. 0 kanının akmasını bir zevk ve dünyada kavuşulması çok zor bir mutluluk olarak biliyordu. Daha sonra da Efendimiz Zeyd'in birkaç yarasını sarar.

Böyle bütünleşmiş bir aşk-ı ilâhî muhabbeti içerisinde o bağın kenarında dururken, Hz. Zeyd o güne kadar Fahr-i Kâinat Efendimiz'i, yalnız bir sevda ile seviyordu. Özündeki sırrı Muhammediyi seyredememişti. 0 gün bu çektiği sıkıntılar yüzü suyu hürmetine olsa gerek ki, Fahr-i Kâinat Efendimiz, kendi perdesini açarak, kendini seyrettirdi.

Hz. Zeyd, Resûlüllah dua ediyor, şimdi görür o Taifliler onların hepsi helâk olacak diyordu. Resûlüllah elini açarak;

"Aman Yarabbi lütfen sevdiklerin yüzü hürmetine Taife belâ verme! Çünkü onlar bilmiyor, onların bir kabahati yok. Aman ya Rabbi çare denizi sensin, burada gelip yerleşemediysek çare bitmez, sen çarelerin âlâsısın!" diye dua etti.

Hz. Zeyd o zaman anladı Resûlüllah kimdir. Bütün tasavvuf âleminde büyük veliler derler ki; Eğer Resûlüllah elini kaldırıp da aman ya Rabbi demeseydi Rabb-ül Alemin Taifi, belki de Mekke'yi yerle bir ederdi. Fakat Efendimiz onların helâkine değil, iyiliğine dua etti. 0 zaman Hz. Zeyd'de hayret etti, böyle bir merhamet nasıl olabilirdi?

Fahr-i Kâinat Efendimiz o sırada kendisine üzüm ikram etmek üzere gelen, Hristiyan bir bağ bekçisinin ikramlarını kabul etmedi. Resûlüllah,

"Sen bağ bekçisisin, mal sahibi misin? Mal sahibinin rızası olmadan biz bu üzümleri yiyemeyiz." dedi. Ama, o sıcakta bu kadar yaralı bir vaziyette, zorda kalmış bir insanın üzümü yememesi çok zor bir hâdisedir. En azından tasavvur edilemeyecek bir susuzluğu giderecek mahiyettedir. 0 sırada bağ bekçisi, mal sahiplerinden izin almak için Taife gider.

"Taşladığınız insanlar aşağıda, üzüm ikram ettim yemiyorlar, izin istiyorlar, mal sahibinin izni olmadan biz bu üzümleri yiyemeyiz diyorlar." dedi. 0 zaman mal sahibi olan iki kardeşti. Bunlar tarihte çok meşhurdur. İkisi birden:

"Sen üzümü verdin, yaralı olmalarına, bu sıcağa, bu meşakkate rağmen helâl değil diye üzümü yemediler öyle mi'?" dediler.

“Evet, dedi bekçi, ben şahidim.”

Öyleyse "Eşhedüenlâilâheillallâhu ve Eşhedu enne Muharrımeden abduhu ve resûlühü." dedi o iki mal sahibi. 0 sırada Efendimiz yine bir perde açtı:

"Zeyd sen bu dua konusunda biraz şaşırdın, biraz kavrayamadın bak bakalım" diye gösterdi, o iki bağ sahibini, Müslüman olmuşlar.

Resûlüllah Efendimiz,

"Zeyd, beni iyi anlamanı istiyorum" dedi. "Eğer ben Cenab-ı Hakk'ın gazabı ilâhîsini isteseydim gazap gelecekti bu iki insan da kâfir olarak ölecekti. Ben evrende iki insan kazandım bunun için taş, yarası, meşakkat önemli değil, bu iki insan için o kadar mutluyum ki, böyle bir duayı yapmak, bu iki insanı kurtarmak açısındandır."

Bunu seyreden Hz. Zeyd o zaman anlamış oldu Fahr-i Kâinat Efendimiz'in hikmetinin sırrını. Çünkü evrenlerin mademki temel ilkesi; aşktır, sevdadır. Nasıl Allah (cc) Fahr-i Kâinat'ı akıl almaz bir şiddetle seviyorsa, Fahr-i Kâinat Efendimiz de aynı şiddetle Allah'ı seviyordu. İstiyordu ki bir kişi daha Cenab-ı Hakk'ın cennette gösterdiği o akıl almaz mutluluğa kavuşsun, onun için her türlü meşakkate razıyım, onun için icabında Cenab-ı Hakk'ın gazabını istemem buyurmuştur.”

Evet, Sevgili Gönül dostlarım!

Peygamberimiz buydu.
O’nun insan sevgisi buydu.
O’nun Allah Sevgisi buydu.
Ya biz???

Yücel Erdoğan

2010-04-15
Download
Eğitim
Haberler
Kitaplık
Kur'an Öğreniyorum
Videolar